dream_and_hilary.sitemynet.com
Anasayfa Benim hakkımda Burçlar Komik resimler Hilary Duff resimleri Ünlülerin resimleri Karikatürler(!hehe!) ZeKi ÖğReNcİ Msnde kız isteme(çok komik:d) ...vİdEoLaR... Anket(değiştirdimm ama) Korkunç efsaneler Eğlence:) ?...Doğum tarihinize göre hangi otsunuz...? Ünlülerin makyajsız halleri öĞrEtMeNlErİn MsN aDrEsLeRi:D Göz yanılmaları Oyun...oyun...oyun Konuk Defterim

Korkunç efsaneler

KAN DAMLIYOR
Amerika'da bir baba ve oğlu beraber bir karavan yolcuğuna çıkmışlar. Alternatif bir tatil yapmayı planlıyorlarmış. Belli bir yol güzergahı çizmedikleri için macera olsun diye anayoldan sapıp, dar bir yola girmişler. Bayağı bir yol gittikten sonra çöl gibi bir yere varmışlar. Etrafta in cin top oynuyormuş. Bu sırada adam benzinlerinin azaldığının farkına varmış. Hemen haritayı açıp en yakın yerleşim yerini aramışlar. Karavan bir süre daha gittikten sonra, benzin bittiği için yolda kalmış.

Baba kasabaya gidip benzin alıp geleceğini söylemiş. Ancak çocuk bulundukları yerden hiç hoşlanmamış. Babasına kendisini de götürmesi için yalvarmış. Ancak adam çocuğun onu yavaşlatacağını düşündüğü için, karavanın kapısını kilitleyeceğini ve kısa sürede döneceğini söyleyerek çıkmış. Cep telefonunu da çocuğa bırakmış. Çocuk korku içerisinde beklemeye başlamış. Bir saat geçip babası geri dönmeyince paniğe kapılmış. Bir zaman sonra, karavanın tavanından "pıt pıt pıt" diye sesler gelmeye başlayınca telefona sarılıp, eyalet polisini aramış. On dakika sonra kasaba şerifi karavana ulaşmış. Şerif ve yardımcıları kapıyı kırarak açmışlar. Çocuk dışarıya çıkar çıkmaz babasının kasabaya gittiğini, ama çok geç kaldığını nefes nefese anlatmaya başlamış.

Ama şerif çocuğa bakacağına karavanın altında durduğu ağaca bakıyormuş. Sonra yardımcısına "Çocuğu buradan uzaklaştırın" deyince, çocuk arkasını dönüp ağaca bakmış ve düşüp bayılmış. Meğer karavanın üzerine pıt pıt diye damlayan, ağacın dalına asılmış olan babasının kafasız cesedinden akan kanın sesiymiş.

TEPEDEKİ EV
Yillardan 1994'dü.Ben annem ve abim Tunceli'deki köyümüze gitmistik.O zamanlar 12 yasinda falandim.Oraya gittik ve amcamlarin evine yerlestik.Benim orada tanidigim hiç kimse olmadigi için ben amcaogluyla(Yusuf)la oynuyordum.O bana biraz macera yasamak istediginden falan bahsederdi hep ve bir gece onla uyumadik ve biraz macera yasabilmek için neler yapabilecegimizi düsündük ve en sonunda köyü çevreleyen daglardan birindeki bir eve gitmeyi önerdi Yusuf fakat bunun çok tehlikeli olabilecegini köyün ileri gelenlerinin sik sik onlari oraya çikmamalari konusunda uyardigini söyledi.Bizde bunu büyük bir gizlilikle yapacaktik.Yusuf'un en yakin arkadasi Ismete anlattik düsündügümüzü ilk basta biraz tirsti fakat daha sonra oda bunu kabul etti.Ertesi gün çantalarimizi,yiyeceklerimizi hazirladik ve erkenden yola çiktik.O gün hava biraz pusluydu ve içimden bir ses bunun tehlikeli olabilecegini söylüyordu.Fakat bunu onlara söylemedim ve yolumuza devam ettik ve yolda giderken etrafta bol bol koyu,inek,keçi,tavuk gibi hayvanlarin kemikleriyle karsilasiyorduk ben biraz daha korkmustum ve nerdeyse aglamak üzereydim.en sonunda oradaki eve vardik ve içeri girdik içerde anlamadigimiz diller yazilar falan vardi ve penceresi oldugu halde içerisi karanlikti içeride anlayamadigimiz çok degisik cisimler vardi etrafta taslarin içerisinde sular falan vardi.Ve döner biçagi gibi kocaman ama paslanacak kadar eski birkaç biçak vardi birden Ismet degisiverdi sanki biz kormaya baslamisken o gülüyordu.Kendi kendine oynasirken taslardaki suyu üstüne döktü ve bir biçagi eline alip oynamaya basladi bir anda biçakla oynarken biçakla parmagini kesti ben çok korkmustum aglamaya basladim çünkü bir anda Yusuf da degismis sanki çildirmis gibi oldu bu arada Ismetin parmagi çok feçi bir sekilde kaniyordu.Daha sonra kostum kostum sanki bir sey beni kovaliyor gibiydi ve annemin dürtmesiyle uyandim bana gece boyunca döndügümü,agladigimi tepindigimi söyledi.Kahvaltida Yusufla konusmaya basladim rüya mi anlattim ve belki inanmayacaksiniz ama bana tepedeki evi nerden bildigimi sordu.Daha sonra disari çiktik ve Ismeti gördük parmagi sariliydi...

KÜÇÜK KIZ
bir gün annemle babam tatile gitmişti.ben evde tektim.bir akşam üç arkadaşım benim evde tek olduğumu biliyorlardı.rahat edecektik, ama biz birbirimize korkunç hikayeler anlatmayı çok seven dört arkadaştık. o gece diğer gecelerden farklı bir gece olacağa benziyordu.arkadaşlarım bi hikaye anlatıı ben bi hikaye anlattım.en sonunda birbirimizi korkutma oyununa gelmişti.ışıkları söndürdükve oyun başladı.ben evimizin en alt katında tam olarak on senedir kulanılmayan bir odaya saklandım.perdeleri yırtık pırtık,ve camları kırılmış ve çatlamış bir odaydı burası.ebe aramaya başladı.herkesi buldu, ama benim böyle biyerde olacağım hiç akıllarına gelmemişti.ama sadece ben öyle sanıyordum heralde. arkadaşım odayı buldu, içeri tam girecekken ben onu gördüm ve odanın içinde ilerlemeye başladım.bi kapı gördüm, ve hemen dalarak içeri girdim.üstünde daktilo olan minik bir masa vardı, hemen onun altına girdim.bi beş dakika boyunca beni aradı ve odayı buldu.ama birden onun üzerinde bi gariplik hissettim kapıyı kapattı ve artık yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı.korkuyordum nolduğunu merak ettim ve kafamı kaldırdığımda gördüğüm şey...bu olayı yazarken bile tüylerim diken diken oluyor.arkadaşım sandığım o şeyi gördüğümde dona kalmıştım.o siiiimsiyah bir elbisesi olan siyah suratlı bir cisimdi.bana doğru bakıyordu.o şey bir kız çocuğudu.benden küçük olduğundan eminim.birden beni o masanın altından çıkardı.BUNU NASIL YAPTIYSA beni karşı duvara çarptı.benim o anda YAPABİLDİĞİM TEk şey bağırmaktı.avazım çıktığı kadar bağırdım.diğer arkadaşlarım beni duydu VE ODAYA GELDİLER ama bir türlü kapıyı açamadılar çok korkuyordum BANA PİS PİS GÜLÜP camdan çıktı ve gitti.,
ertesi gün anladıkki o gece benim saklandığım odada aynı tarihte orda bi kız çocuğu ölmüş...bu olay 1998 senesinde olmuştur

ÖLÜLER SAYILMAZ
*Bu olay kütahyanın gediz ilcesinde olmustur.*
Bir gün üniversiteli beş kız cin çağırmaya karar verirler çağırmak için hazırlıklar tamamdır.Seans başlar cin gelir.Neyse ertesi günlerde bu cin onlara musallat olur kızların gitmediği hoca kalmaz bir gün bi hoca tavsiyesiyle cini tekrar cağırrırlar kızlardan birini dolaba saklarlar cin'e kaç kisi oldumuzu bilemezsen pesimizi bırakacaksın derler (dolaptakiyle 5 kişidirler)cin 4 der kızlar sevinirler bilemedin bir arkadasımız dolapta derler cinin yanıtı:Arkadasınızı heba ettiniz pesinizi bırakmaycam der kızlar nasıl yani derler cin ölüler sayılmaz 4 kişisiniz kızlar dolabı actıklarında o kızın kafasız bedeniyle karsılasırlar cin ise hepsine iğrenç oyunlar düzenlemektedir hepside tımarhanede korkunc bir sekilde hayatlarını kaybederler...

IŞIKLARI AÇMADIĞIN İÇİN MEMNUN MUSUN?

İngilterede okuyan iki Türk kızı yurttta aynı odada kalıyorlarmış. Bir gece kizlardan biri arkadaşının evine ders çalışmak için gidecekmiş.

Diğer kızla vedalaşıp çıkmış ama daha yurttan 100 metre falan uzaklaşmış ki ders kitaplarından birini unuttuğunu farketmiş. Odaya geri dönmüş tabiyatıyla. Kapıyı açtığında ışıkların kapalı olduğunu görmüş. Banu yattı heralde diye düşünüp ayaklarının ucuna basa basa karanlıkta kitabını aramış. Bulamayınca da, Şimdi kızcağızı rahatsız etmeyim, nasılsa arkadaşımda aynı kitaptan var. İdare ederiz artık deyip çıkıp gitmiş. Ertesi sabah sınavdan sonra odasına döndüğünde bir de ne görsün! Oda baştan aşağı kan içinde! Arkadaşının vücudu da parçalar halinde oraya buraya dağıtılmış.

Duvarda da (muhtemelen kızın kanıyla yazılmış) bir yazı varmış:
Arent you glad, you didn turn on the lights?

(Işıkları açmadığın için memnun musun?)..

OTOSTOPÇU HAYALET
Adamın biri, bi cumartesi gecesi evine dönüyomuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış, Gece yarısı böyle ıssız bir yerde napıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır? demiş. Kız,Uzun hikaye. Rica etsem beni evime götürür müsünüz?

Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam diyerek arka koltuğa oturmuş. Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bi elbise varmış. Evinin adresini vermiş. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş, İşte gelDik küçük hanım diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış tabii. Hemen arabasından inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla, Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde... Yaşlı kadın adamı susturmuş, Biliyorum, biliyorum demiş, Sonra da ortadan kayboldu dimi? Bu başımıza ilk defa gelmiyor. Her cumartesi akşamı aynı şey olur Meğer kız bir cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış..

MEZARLIKTAKİ YANGIN
Su an 17 yasindayim ve olay bundan 3-4 sene evvel YASANMISTIR. O yaz en büyük zevkimiz arkadaslarla gece asagi inmek idi ve hemen hemen indigimiz her gece birbirimize korku hikayeleri anlatirdik. Anlattigimiz hikayeler genelde kendi hayal ürünümüz olurdu fakat anlatirken sanki yasamis gibi anlatirdik ve kendi uydurdugumuz hikayeye o ortamin verdigi gerilimle kendimiz de inanir ve korkardik. Içimizde en çok hikaye anlatan Nedim diye bir arkadasimiz idi. Nedim yasça bizden büyüktü ve bizi korkutmayi iyi basariyordu açikçasi. Yine böyle bir gecede Nedim bize çok ilginç bir hikaye anlatti. Hikayeye göre bazi insanlar sebepsiz yere içlerinden gelen bir atesle küle dönüsecek kadar yaniyorlarmis. Bu yanma o kadar çabuk gerçeklesiyomuski, kendisini kurtarmaya zamani olmuyormus kurbanin. Ayrica bu olay kurban yalnizken gerçeklesiyormus, yani görgü tanigi olmuyormus hiçbir zaman. Bu anlattigi hikaye ilginç oldugu kadar inandirici gelmemisti çogumuza. Fakat Nedim evinden getirdigi ansiklopedi de yazilanlari bize gösterince tüylerimiz diken diken olmustu hepimizin. Bu olaylar gerçek yasanmis olaylar olarak anlatiliyordu ansiklopedide kanitlari ile. O gece eve kosar adimlarla çiktim ve bütün gece gözlerime uyku girmedi. Ertesi gün ise belki hepimiz için hayatimizin en korkunç günü olmustu. Gelen habere göre Nedim bir sokak arasinda ölü bulunmustu ve isin ilginç yani Nedim'in gömüldügü mezarlikta 1 hafta sonra yangin çikmisti ve bütün mezarlar yok olmustur.Inanmayan arkadaslar eski gazeteleri karistirabilirler. Tarih: 3 Eylül 1997, Mersin mezarligi orman tarafinda onlarca mezar yanmistir.

KARABASAN
Ramazan ayinin ortalarindaydik. Ertesi gün oruç tutmak için sahura kalktim ve uykulu bir halde yemek yedikten sonra, henüz daha sogumayan sicak yatagima uzandim. Uykuya dalar gibi olmamla birlikte üzerimde bir agirlik hissettim. Gözümü açtim ve hareket etme çabalarim sonuçsuz kaldigini gördüm. Yatagimin bulundugu yerden yemek masasinda yemek yiyen annemi görmeme ragmen bir türlü hareket edememem, beni çok sasirtmisti. Vücudumun hiç bir noktasini hareket ettiremememin yani sira parmagimi bile kipirdatamamam beni iyice telaslandirdi. Çünkü daha önceden böyle bir olayla hayatim boyunca karsilasmamistim. Müthis bir güç harcamama ragmen hareket edemiyordum ve avazim çiktigi kadar bagirmaya basladim. Aman Allah'im sesim de çikmiyordu. Yaklasik 3-4 metre uzakta olan anneme lütfen beni kurtar dercesine çirpinmalarima karsi bir türlü kendimi farkettiremiyordum. Artik dayanamayarak gözlerimi kapadim ve "Yeter artik ne zaman bitecek bu iskence? Yoksa ölecek miyim?" gibi düsüncelere dalarken, birden birinin elini omzumda hisettigim anda üzerimdeki agirlik bir anda yok oldu. Bagirarak gözlerimi korkuyla açtigimda omuzundaki elin anneme ait oldugunu görmenin rahatligiyla, yataktan siçrayisimin sesi tüm ev halkini ayaga kaldirmisti. Peki neydi o üstümdeki cisim? Bir insan uykuda olabilir ama gözleri açik asla...

BABA ÜSTÜMÜ ÖRT

Bu olay Bursada olmuş. 17 yaşında bi genç kız aniden ölmüş. Aile perişan olmuş ama napsınlar, kızı defnetmişler taabi. Aradan bikaç gün geçmiş. Baba kızını rüyasında görmüş. Kız sürekli titriyomuş ve Çok üşüyorum baba. Yalvarırım üstümü ört diyomuş. Adam sabah kalktığında rüya aklına gelince hüngür hüngür ağlamış. Gül gibi evladımı kaybettim. Rüyama giricek tabii diye düşünmüş. Karısının üzülmemesi için de ona hiç bişey söylememiş. Ama ertesi gece, sonraki gece, daha sonraki gece, hep aynı rüya: Çok üşüyorum baba. N'olur üstümü ört!
Baba bi gece yine aynı rüyayı görürken kan ter içinde uyanmış. Dayanamamış, karısının, Nereye bey bu saatte? demesine aldırmadan sokağa fırlayıp soluğu mezarlıkta almış. Kızının mezarına gelince ne görsün? Mezar açık ve bomboş! Adam ne yaptığını bilmez bi halde mezarlık bekçisinin kulübesine yönelmiş. Allahım, o an gördüğüne yürek dayanmaz. Bekçi resmen kıza tecavüz ediyomuş! Meğer bu aşşağılık herif her zaman, yeni gömülen ölülere belli bi süre bunu yaparmış

EVİN ALTINDAKİ MEZAR
Bize ait olan evimiz büyük ve dedelerimizden kalmış eski bir evdi. Atında yatır olduğundan bahsederlerdi ben küçükken fakat pek kulak asmamıştım. Birgün ablam arkadasında kalmıştı ve bende internete rahatça girebilmenin tadını çıkarıyordum. Biraz fazla takılmış olmalıyım ki internete, saat epey geç olmuştu ve bizimkiler de yatmıştı. Bilgisayarı kapatıp ışığı söndürdm ve hemen yattım (ertesi gün pazartesiydi ve 6da kalkıp okula gidecektim.). Eski, yenisi alınması gereken ranzanın üst katına çıktım ve gözlerimi kapatmadan bi süre bi bölgeye odaklanmıştım çünkü karşımdaki masada duran bilgisayarın arkasından ve çevresinden siyah bir toz bulutu yükseliyordu. Telaşa vermedim ortalığı ve gözlerimi kapatmaya, uyumaya calıştım. Fakat duramadım ve bikaç saniye sonra gözlerimi tekrar açtığımda onun buluttan daha somut bişey olduğunun farkına vardm ve gittikçe terliyordm. Arkamı döndm ve gözlerimi kapattım(karşımda duvar vardı.). Kendimi hiçbişeyin olmadığına inandırmaya çalışırken tekrar gözlerimi açtım vebu şeyin burnumun dibine kadar gelmiş olduğunu görünce üzerimdeki örtüyü başımdan aşağıya örttüm ve uyuyakaldm. Bikaç saat sonra kendi kendime uyandığımda kafamı olanca hızıyla yastığa ve etrafa vuruyordm(zaten vurduğum için uyanmıştım.). Kendimde değildim ve bilinçsizce bişeyler sayıkladığımı duyuyordm.Uyandıktan sonra bikaç saniye daha kafamı yastığa vurmaya devam ediyordm ve engel olamıyordm. Bu geçtikten sonra saatlerce bilinçsizce ve kendime engel olamadan sayıkladım, bi ara anneme seslendiğimi duydum, sürekli bağırmaya devam ediyordm. Sanki bişey beni boğuyor, sıkıyor ve üstüme geliyordu. Uyanık olduğum halde bilinçsiz davranışlar yapıyordm, midem bulanıyor olduğum yerde dönüyor, yatağımdan çıkmak isteyip başaramıyordm çünkü bişey beni yerimde tutuyordu.1-2 saat sonra biraz sakinlesdim ve saat 6 olacakki annem uyandırmaya gelip kapıyı açtığında ona boş gözlerle bakıp ona sakin bi sesle sesleniyordm. Annemde anlayamamıştı ve bana ne olduğunu soruyordu bense ağlamaklı sesle hala ona sesleniyordum. Yanıma geldiğinde birden yataktan fırladım ve tuvalete doğru koşup kusmaya başladım. o kadar acı çektm ki sanki organlarım birden çıkacaktı içimden. Bu olaydan sonra hiçbi rahatsızlığımın olmamasına rağmen 1 hafta yataktan çıkamadım, hiçbişey yiyemedm ve sürekli kusmaya devam etim. 1 hafta boyunca yaklaşık 5 kilo verdm ve suyu dahi içemedim serumla beslendim, ne olduğunu ve neden olduğunu ise çözememiştim. O günden sonra odada tek kalıp yatağa her çkışımda ya çıkarken bişey ayağımdan tutuor (çekince bırakıyor) yada bişeyle ranzayı sallıyordu. Şu an o evden taşıdk fakat kimi neyin beklediği hiç bilinmez.

MEZARDAN UZANAN EL
Serdar on iki yaşındaydı. Bir yıl vardı ki, mahalle arkadaşlarıyla şehir dışındaki top sahasında maç yapmaya gidiyorlardı. Birkaç günde bir öğleden sonra maç yapmaya giderken ağaçlıktan dolanıp top sahasına varıyorlardı. Aslında kestirmeden gitmek vardı ya o zaman da mezarlıktan geçmek gerekiyordu. Bu işe de pek istekli olan yoktu. Bazen maç uzuyor, karanlığa kalıyorlardı. Çocuklar evlerine geç kalmamak için, böyle durumlarda mezarlıktan geçiverelim diye maç bitiminde atıp tutuyorlardı ama mezarlık kapısına gelindiğinde sesler kesiliyordu.

Bir iki derken bu durum bir akşamüstü yine karanlığa kalınmıştı. Maç çok uzamış ve epey geç olmuştu. Dönüşü yok mutlaka mezarlıktan geçiyoruz diyenler yine mezarlık kapısına gelindiğinde susmuştu. Serdar duruma el koymak ihtiyacını hissetmişti. Arkadaşlar, arkamda tek sıra olun. Ben sizi mezarlıktan geçiririm dedi ve arkadaşlarının arkasında tek sıra olmasını sağladı. Hafif ay ışığı vardı ve kesme taşlardan yapılmış mezarlık içindeki dar yolu aydınlatıyordu. Etraf zifiri karanlıktı. Çocuklar sessizce Serdarın peşi sıra ilerlediler. Yolun yarısına gelinmişti ki yan taraftaki mezarlıktan bir el uzandı. Tut elimi, benim elimi tut diyordu derinden gelen bir ses. Serdar irkildi. Yüreği ağzına gelecekmiş gibi oldu. Çok korktu. Arkasına baktı. Kimse yoktu. Hani arkadaşları neredeydi? Gerisin geriye dönüp kaçmaya başladı. Hızla mezarlıktan çıktı. Hedefi top sahasıydı. Oraya ulaşmak istiyordu. İki kere arkasına da bakmıştı. Gördükleri tarifi imkansız şeylerdi. Peşinde ölüler vardı.

Serdar top sahasına vardığında bugünkü maçta gol attığı kalenin içine yattı. Arkasında kalenin filesi vardı. Uzanıp tutmaya çalışan olursa fark ederdi. Tehlike gelse gelse önden gelirdi. Böyle bir şey olursa o zamanda ona göre davranırdı. Serdar kalenin içine girdiği andan itibaren peşindekilerin kaybolduğunu anladı. Yine de her an tetikteydi. Gözleri dört bir yana fır dönüyordu. Serdar o gece sabaha kadar uyanık bekledi. Güneşin doğuşunu görmek kimseyi Serdar kadar sevindiremezdi. Derin bir oh çekti ve gerisin geri dönüp mezarlıktan geçerek evine vardı. O el uzanan mezar sessizliğin sesini dinliyordu. Bir hareket yoktu.

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın